10 Nisan 2010 Cumartesi

Jonas Brothers Buhran'ı

Arkadaşlar merhaba. Bugün aklıma gelen ve beni (ve muhtemelen çevremi ve türk gençliğini) yürekten yaralayan bi olayla karşılaştım. Youtube da gezinirken Baran'ın bana verdiği link ile aklıma geldi bu. Bu link "Jonas Brothers" adlı grubun "Burnin' Up" adlı şarkısının linkiydi. Bu arada Baran bunları dinlemiyo yanlış anlamayın sonuçta.

Neyse efendim işte dalga geçerken filan acaba kaç kişi izlemiş dedim 79.123.865 gibi bi rakamdı. Yani yaklaşık 80 milyon. SEKSEN MİLYON!

Ne var ki bunda Jonas Brothers sonuçta diyeceksiniz ama bir an çılgınca bi şimşek çaktı. Şöyle düşündüm. Bunu izleyenlerin 2/3 ü kız olsa. Bu sayı yaklaşık 55 milyon gibi bişey. Hadi buna 50 milyon diyelim. Şimdi bunların yarısı güzel olsa bu sayı 25 milyon. 10 milyonu da öylese izlese.. evet, tam tamına 15 milyon kız jonas brothers için yanıp tutuşuyor demektir. Jonas brothers ın o klibini izlemeyenleri de düşünürsek 20 milyon!!

Arkadaşlar bu demek oluyor ki, o 3 tane zibidinin elinin altında 20 milyon tane güzel kız var. Tam tamına 20 milyon. Şimdi çarpıcı sonuçlar geliyor:

-Belçika'nın nüfusu 10.754.528
-İsviçre'nin nüfusu 7.554.526
-Lüksemburg'un nüfusu 442.972
-Monaco'nun nüfusu 36.219
-Antalya'nın nüfusu 789.123


Yani bu adamlar Belçika'nın üstünden 1,8 kez, İsviçrenin üzerinden 2.6 kez, Lüksemburg'un üstünden 45 kez, Monako'nun üstünden 55 kez ve evet, bizim, antalya'nın üzerinden de 25 kez rahatlıkla erkekli, kadınlı, çocuklu, bebekli üzerinden geçebiliyor.
Ne olur bu gidişe bir dur diyelim. Ne olur.

Teşekkürler:)

31 Mart 2010 Çarşamba

Yeni Kurulan Bir Müzik Grubunun Maceraları

Evet arkadaşlar bu yazıda genel olarak lisede kurulan fakat bazı durumlarda, düzeye göre ilköğretim okullarında da kurulması muhtemel durumlar doğurulan müzik gruplarından bahsedeceğiz.

Grup Üyeleri

Fakat bundan neden bahsediyoruz? Bir müzik grubu olmak dışarıdan önemsiz ve çok kolay gözükürken, aslında yeterli seviyede zorluğa sahiptir. Müzik grubunun üyeleri kendini grupta bir “James Hetfield”, kendini bir “Rob Halford” ya da kendini bir “Bruce Dickenson” kadar önemli hissederler. Aslında bunun en önemli sebebi anlayış olarak şudur:

“Ulan ben olmasam çalamazlar ki bişey eheh”

Aslında bakarsanız müzik gruplarında çıkan 2 çeşit kavga vardır. Birisi ego tatmini, grup arkadaşını küçük düşürme (bkz. “oha lan öküz çalmayı öğren, yarım saattir kaç ritim kaçırdın!!” gibi bilimum kırıcı ve incitici sözler) ve istenilen şarkının her grup üyesi tarafından beğenilmemesi ki (bkz. “Ben onu çalmam lan! Biz ne grubuyuz getirdiğiniz şarkıya bak!”). Burada grup elemanlarının kendilerine sormaları gereken büyük bir soru var. Gerçekten nesiniz?

İlk Stüdyolar

Genellikle büyük umutlar yüklenen ilk stüdyolar genelde hüsrandır. Ki kişinin ilk stüdyosu ya da ilk toplu müzik deneyimiyse katliamdır. Ayrıca yeni kurulan birçok müzik grubunun repertuarı da birbirine benzer nedense. Yazmaya çalışayım mesela:

-Smells Like Teens Spirit

-Song 2 (Ki bu 2’si %90 vardır)

-For Whom The Bell Tolls

-Fade to Black (Hiçbir zaman ilk seferde çalınamaz. Hiçbir zaman!)

-Tuhaf 3 riffli bi punk şarkısı (sum 41?)

Genelde bu şarkılar her ne grup olursa olsun çalınır arkadaşlar. Bu bir gerçektir. Synth Pop grubu bile olsa, TSM grubu bile olsa bu şarkılar çalınmadan (ya da çalınamadan) o grup grup değildir.

Aslında başta bahsettiğim gibi grup üyelerinin grubunu az da olsa önemsemesi gerekir ki yoksa yürümez. Kısa çöpü çekenin basçı olduğu grup hüsrandır. Bu tür grupların üyelerinin kafalarında en ufak bi grubu önemseme duygusunun bulunmadığını düşünüyorum. En tehlikeli gruplardandır. Arkadaşlarınızlarsa dinlemek zorundasınızdır. Düşman başına.

Başka bi durum da daha grup kurulma aşamasındayken bi arkadaşın kıza hava atmak uğruna stüdyoya kız arkadaşını filan getirmesidir. Henüz grup Smells’i anca çalarken (bkz. özgüven eksikliği) stüdyoya bir seyircinin gelmesi beklenmedik birşeydir. Üyeler kasım kasım kasılır. Ritm kaçar filan. En sonunda herkesin morali bozuktur. Bunun nedeni kötü durumdayken birinin onları görmesidir. Ama eminim ne çalıp ne çalmadıkları o kızın s*kinde bile değildir.

Stüdyocunun Gazabı

Grup üyelerinin aşmak zorunda oldukları önemli sorunlardan birisidir. Dikkat edilmesi gerekir. Kesinlikle stüdyocunun suyuna gidilmelidir. Yoksa sonu stüdyodan atılmaya kadar gidebilir. İşte size bazı korunma yöntemleri:

-Kesinlikle konuşma sırasında dikine gitmeyin.

-Kesinlikle stüdyo sırasında klimayı kapatmayın (bkz. Ter Kokusu).

-Stüdyocunun ilgi alanına göre sorular sorun. İlgileniyormuş gibi yapın.

-Stüdyonun içinde dangalakça hareketlerden kaçının.

-Stüdyoyu toplayıp çıkın.

-Tanıyorum ayaklarına yatmayın. Göt olabilirsiniz.

Bunları yerine getirdiğiniz takdirde laf yeme riskiniz minimuma düşer. Ki bu sizin açınızdan iyidir.

MultiPlayer

Stüdyoda sorun olmayan fakat diğer bir gerçek de bir grup üyesinin diğer enstrümanları denemesidir (Bkz. Gitaristin, Bas ya da Davula geçmesi). Herkes o davula 1 kez oturur ve bir şeyler sallar. Davulcu başka bir enstrüman çalmayı bilmiyorsa çalan kişinin arkasına geçer ve havalı bi şekilde öğütler verir. Biliyorsa genelde Basgitara geçmektedir. Bu arada her grup üyesinin davula geçip twin attığını sanması bambaşka bir olaydır. Bu kişi kendine göre adeta bir “Dave Lombardo” (bkz. Slayer), adeta bir “Chris Adler” (bkz. Lamb of God) dır. Bu anlattığım olaylar genellikle stüdyonun son 10-15 dakikasıdır.

Okuduğunuz için teşekkürler :)

30 Mart 2010 Salı

Şiirin Saçmalığı !?

Evet arkadaşlar uzun bir süredir yazmayı planladığım bi yazı bu aslında ama bu zamana kaldı işte.. Konumuz şiir olacak. Genel olarak ne işe yarar ya da işe yarar mı, işte efenim ne tarz olsa daha açıklayıcı olur filan bunları ele alıyoruz.

Öncelikle bu blog hiçbir şekilde edebiyat amaçlı değil. Yani yazıların arasında edebi olarak kaybolmak istiyorsanız o yer burası değil.. Neyse.


Her zaman şiirlerin o süslü dizelerinin arasında anlam aramaya çalışmak sizi de sıkmıyor mu? Yani sizce de şair şiirlerini düz yazı şeklinde derdini anlatırmışçasına yazsa çok daha rahat ve doğru anlamayacak mıyız? Bunu bi örnek eşliğinde işleyelim mesela uyduruyorum;

“Ben senin gül yüzüne, yasemin kokulu saçına
Ok kirpiklerine aşık oldum
Fesat içine değil”

dedik mesela. Şimdi burada işte yüzünü gül e benzetmiş saçını yasemin kokuyomuş gibi demiş, kirpiklerine ok gibi demiş içi de fesatmış sözkonusu bayanın. Bunu böyle demek yerine şöyle bişey de yazabilirmiş bence;

“Agalar bi kız var ama içi kötü. Ama fiziği baya sağlam yani. Dıştan bakınca güzel.”

filan dese çok daha samimi, çok daha içten diye düşünüyorum. Yani birçoğunuza göre bu dediklerim yanlış ama bi düşünün. Düz yazıları okurken daha çok zevk almıyor musunuz? Şiirler aslında edebiyat derslerinin uyuduğunuz vakitleri değil mi?

Duruma göre 2. gelebilir. Gelmeyebilir de.

inceleme; türk dizi ve film tiplemeleri

balıkçı amca; bu karakter dizide aşktan sorumlu şahıstır. aşık mı oldun? balıkçı amcaya, kıza sevdiğini mi söyleyeceksin? balıkçıya, kızdan mı ayrıldın? balıkçı amcaya, açmısın? nereye olacak tabi kide balıkçı amcaya. balıkçı amcanın nitelikleri sadece aşk konusunda değildir, çok deli balık yapar. bir çok karakter bu balıkçı amcaya benzitelmeye çalışılsada son dönem çalışmaları eski balıkçı amca havalarını vermemektedir. (bkz; polat alemdar'ın kurtlar vadisinin bir bölümünde balık pişirmesi)

aynanın karşısında kafadan atasözü uyduran dede; bu karakter ise sadece aşk ile değildir, genel olarak bütün duygu durumlarını içerir, zamanında bir haltlar yemiştir, uyuşturucayla mı artık, heroinlemi ne yaptıysa nirvanaya ulaşmış, halka mutluluk dağıtıyordur. genelde bu toplumu yaşlılar oluşturur ve günde 1 yada 2 saat ayna karşısına geçip "atasözleri ve deyimler" sözlülüğü için yeni söz ve söz öbekleri uydururlar. her b*k hakkında -mutlaka ve mutlaka- bilgileri vardır. bu da onların gençliklerinde ne kadar maymun iştahlı olduklarının bir göstergesidir.

ayrıca 2006 yıllarında profesör hasan taktımıkafasına ve alman profesör hansel grater bu amcalar hakkında "yaşlı amcalar ve hintli rahipler" adı altında bir sempozyumda hintli rahiplerle bu amcaların alakaları hakkında bir demeç yayınlamıştır. bu amcalarla ilgili en son kabul olan tez budur. içeriği bu amcaların ferrarisini satan bilgeyi okuyup, hindistana gittiğidir. hatta belkide ferrarisini satan bilge bile bu amcalardan birinin hikayesi olabilir!?

kahraman çocuk; bir çok hikayenin baş kahramanıdır. annesi tek, babası ise yok yada çok sayıdadır. küçüklüğü boyunca mahallede "p*ç topu" adlı oyunda top olur ve oyun gereği herkez onu ittirip "p*ç, p*ç" deyip kötü kahkahalar atar. mutlaka simit çalar, kasabın camına ekmek banar. ayrıca en kötü durumda bile "allah baba"sı vardır. ona şükretmeyi asla unutmaz. bir zaman sonra kötü yola felan düşer bu çocuk birilerini felan vurur. film sonunda babasını bulur, ortalık karışır.

sevici karakter; bu karakter ise çok tiplilik gösterir biz bunları a ve b tipi (bkz: alper yurdakan etiketleri) olarak ele alacağız. ama önce ortak özelliklerini inceliyoruz;
  • ikisininde film boyunca amacı "kahraman çocuk" tipinin annesi ile münasebet kurmaktır.
  • ikiside filmin içinde bu münasebeti mutlaka kurar.
  • münasebet sonunda ortalık karışır ya "kahraman çocuk" tiplemesi yada babası tarafından vurularak ölürler. kurtulma şansları ise oldukça azdır.
  • farkları ise a tipi daha modern yollarla (para, gazoz vs.) b tipi allah ne verdiyse bodozlama...
fabrikatör; bu karakterin ise ya kızı yada oğulları vardır. ya kızını kaçırırlar ya oğullarını kovar, şişmandır, bıyıklıdır. film sonunda mutlaka ama mutlaka -olmassa güneş batıdan doğar- bu herif batar. mutlaka ama yemin billah ediyorum. sonra kızını alan herif yada kovduğu oğulları zengin olup akılları sıra buna "parayla saadet" olmaz dersi verirler. ne alakaysa. bence parayla saadet olur. neyse sonra mutlu mesut bunlarda nirvanaya ulaşırlar.

köyden gelmiş şahıs ve şahış grupları; bunlarda zengin olmaya meyilli, 3 kısa çöp arasından 1 uzun çöp çekebilen bahtları aşmış kişilerdir. bahtları aşmıştır, tekme attıkları yerden altın felan bulurlar. zengin olunca herkez paralarını çalmaya çalışır saf diye bunların. ama ne hikmetse bu herifler ne yapsa, kürek sallama, taş atma vb. bu parayı çalmaya çalışan adamlara gelir. s*çsalar o adamların kafasına s*çarlar haberleri olmaz.

kalan karakter ise şunlardır.
  • ahçı
  • bahçıvan
  • şöför
  • uşak
  • tüpçü, sucu, bakkal (bunun hikayeside etkileyicidir. veresiye borcun karşılığını almasını iyi bilir)
  • biricik evladına kıyamayan ana.
  • fırın sahibi (karakterlerin bir dönem ekmek çaldığı fırının)
  • almanyada ki akraba.



tespitlerim bu kadar okuduğunuz için teşekkür ediyorum.

18 Mart 2010 Perşembe

de-ne-me

aaaöööooo. türkçe karakterlerde çalışıyor he.